Ne yalan söyleyeyim; bu kadar uzun aralıklarla değil, gerçekten faal bir şekilde blog yazmayı düşünüyordum başlangıçta. Ama bulaştıktan sonra anladım ki bu iş sanıldığı kadar kolay değilmiş. Sanki ziyaretçilere birşeyler ikram etmeden geri göndermiş gibi hissediyorum kendimi.
Blog kavramına ilk zamanlarda ısınamadım. İlgi duymamıştım açıkçası. Birilerinin kişisel zevkleri veya gündelik yaptığı şeyler beni hiç ilgilendirmiyordu. Zira blog sitelerini ilk gördüğüm zamanlar, içerikler hep bu yöndeydi. Blog kelimesi, bildiğimiz gibi günlük anlamına geliyor. 14-15 yaşlarımdayken, gündelik sıradan olayların defter satırlarını doldurduğu yazılarıma benzer yazıların daha türkçesinin yazıldığını düşünüyordum. Bu tür siteler yerine, bilgi dağarcığımın gelişmesine katkıda bulunabilecek sitelerde zaman kaybetmeyi tercih ederdim. Sahip olduğum program ve donanım bilgisini bu zaman kayıplarına borçluyum.
Ne zaman ki; bloglarda faydalı bilgiler, eğitim makaleleri, birşeylerin tanıtımları gibi yazılar çoğalmaya başladı işte o zaman bloglara artık ısınmaya başlamıştım. Üst paragrafta tarifini yaptığım bloglarla tek ortak noktası, yine bir kişi tarafından hazırlanıyor oluşuydu. Ama önemli bir farkı var. Misyon üstlenmiş ve ziyaretçilerine bilgi vermek amacındalar. O kadar çok sayıda blog var ki artık bilgiye ulaşmak çok basit bir hal aldı.
Dikkatimi çeken diğer bir hususta şu;
Bloglar neredeyse birbirlerinin kopyaları haline gelmeye başlamışlar. Yeni bir haber yada yeni bir teknoloji yayınlanmayagörsün hemen pek çok bloga birer kopyası düşüyor. Bazıları birbirinin aynı yazılar, bazılarıysa kişinin kendisinin hazırladığı yazılar. Peki özgünlüğümüzü yitiriyor muyuz? İşte bu yitirme korkusu nedeniyle, pek çok yerde yayınlanmış birşeyleri alıp farklı bir yorumla eklemektense, ziyaretçiye farklı bir bilgi vermenin derdine düşmüş durumdayım. Bu düşünce üzerine yola çıktığım için sık sık blog yazamıyorum. Ziyaretçi farklı birşeyler bulmazsa neden sitemizi sık kullanılanlar listesine ekleyip kalabalık yapsın ki? Sunduğumuz içeriği zaten pek çok blog sunuyorsa ve bizimkinden önce o siteler keşfedilmişse neden bizim sitemizi de takip etsin?
Yazılarımız, noktası ve virgülüne kadar yazarına sorumluluk yükleyen unsurlar bana göre. Vereceğimiz en ufak yanlış bir bilgi, beraberinde tahmin edilemez zararlar da getirebilir. Son söz olarak, ne için blog yazıyoruz? Bir fayda uğruna mı yoksa blogum var diyebilmek uğruna mı?
Sağlıcakla kalın…
bende senin blogundan faydalanip konu ile ilgili özgecmisimi anlatayim
acik söylemek gerekirse ben, bir blogum var diye yazmiyorum. yani bundan haz almadim, almam. cünki bu islere yaklasik 2yil önce birkac forumda yazilim haberleri kopyalayarak basladim. sonra gördümki, forum’u kendimde yapabilyorum. daha sonra portal meraki sardi. ingilizce özentili kopya haberler ile devam etti. daha sonra bunu blog haline getirip, gene kopya yazilar ile devam ettim. 6 ay kadar sürdü. daha sonrasinda anladimki, kendi cümlelerimizi kurmak cok daha önemli ve bizi özel kilar. livetr.org dan önce live-tr.com/tr den yaziyordum. daha sonra yanlis bir web girisimim yüzünden google’dan bir kac sayfa sileyim diye tüm sayfalari yanlislikla sildim. ardindan google siteyi ziyaret etmez oldu, livetr.org da sadece türkce devam ederim dedim ve actim. ne yalan söyliyim, birilerinin girip yorum yazmasi cok zevkli birsey. yazdiklarinizi okuyanlar oluyor, begenen hatta favori edenler bile.
ama yukarida cok iyi özetlemissin, insan bir süre sonra SIKILIYOr, yani yazacak zaman bulamiyor. bir yazi neredeyse 20 dakika aliyor, eger özenerek yazacak iseniz. bu yüzden, diger projelere agirlik vermek daha haz veriyor.
yazin cok hos ve okunasi olmus. sanki blog yazarlarinin ruhunu okuyorsun
tesekkürler…
Emexci
genel durumu özetleyen bir yazı olmuş.dediğin gibi özgün içerikler bulmak kesinlikle çok zor..Bu tekrar işini yapanların geneli adsense ile gelir elde etmek olduğundan, bazıları tamamen RSS’den yazıyı çekiyor ,bazılarıda kopyala-yapıştır ve biraz yorum ile bu haberleri aktarıyor.Daha kaliteli blogları keşfetmekle geçecek net. hayatımız..
@emexci
Bu samimi özet ve yorum için teşekkür ederim. Dediğin gibi birilerinin ziyaret edip yorum yapması gerçekten hoş birşey. Yazdıklarının boşa gitmediğini ve birşeyler anlatabildiğini anlamak duygusudur bunu yaşatan. Keşke daha faydalı konularda, daha sıklıkla yazabilsekte daha çok ziyaretçi alıp, memnuniyet sözleri okusak yorumlarda.
@pilaki
Evet haklılık payın yüksek. Artık iş, bilgi vermekten ziyade para kazanma aracına dönmeye başladı tamamen. Tabi ki bir şeyler yazılıyorsa ve emek veriliyorsa gelir elde etmek kişinin hakkıdır ama keşke içerikler daha özgün olsa. Daha zengin, çok sesli bir blog alışkanlığımız olsa.
Bence bu bir konu üzerine tam olarak yoğunlaşmamaktan kaynaklanıyor.Bu yüzden bloglar kendini tekrar ediyor.Blog yazan herkes belli bir konu bulup o konu üzerine yoğunlaşmalı bence.Söylüyorum ama bunu ben de yapmıyorum.Bu yüzden bir yerden sonra c/p bloglar oluşuyor.Ve yine benimki gibi ama yine de insanmların blog yazması çevreyi biraz çöplüğe dönüştürse de hiç olmamasından iyidir.
usengeclikle alakali bir durum.
[...] da vakit ayırmak ister. Eğer sıkı bir de günlükçü olmak istiyorsanız işiniz çok daha zor! Bu işe saatler ayırmanız gerekecek, çoğu zaman da bu saatler boşa gidecek, bir yandan gelen [...]
Benim gibi iş hayatında birinin blogunu kesintisiz güncellemesi oldukça zor oluyor. Boş vakit denen kavramı okul yıllarına bıraktığım için birşeylerden çaldığım vakti bloguma harcayabiliyorum.
@Özgür
Aslında konular hakkında kendimiz bir limitasyon koyabiliriz. Ben daha blog yazmaya başlamadan önce kategorilerimi belirledim. Yazacaklarım neleri kapsayabilir diye düşünüp başladım. İlgi ve bilgi alanım burada geçen kategorilerde yoğun olduğu için bunun dışında yazılacak yazılar yakışmayacaktır blogumuza. Özetle: Az olsun ama öz olsun diye bir bahane uydurayım.
@Digitalha
Al benden de o kadar. İş hayatında aktif olarak haftanın 6 günü çalışan biri olunca blogu sürekli doyurmak oldukça zor oluyor. Aslında uzun süre işsiz kaldım. Ama blog işine geç heveslendim ve yazmaya karar verdiğimde işe başlamıştım artık. Yine de blog yazmakta devamlı olmaya kararlıyım. İçimden bir ses, iyi bir şeyler yapabileceğimi söylüyor bana.
Blog yazmak aslında o kadar da zor değil. Bu yola nasıl bir iddiayla çıtığınıza bağlı olsa da, sonuçta bloglarda yazmak diğer pek çok alanda yazmaktan çok daha rahat. Öncelikle blogların insanlara sağladığı özgürlük ve kişisel olabilme hakkı diğer hiçbir ortamda sağlanmıyor. Forum’larda bile yöneticilerle düşünsel olarak uyuşmazsanız uyarılar, hatta atılmaya varabilecek tartışmalar meydana geliyor. Bu noktada bloglara herkesin saygı duyması gerektiği inancındayım.
Kopyala/Yapıştır meselesi maalesef bir salgın halini almış durumda. İnsanlar neden kendi olanı yazmaz da sağdan soldan (ç)alıntı yapma yoluna gider? Bunu hala anlamadım ve ilerleyen zamanda anlayıp onaylayacağımı sanmam. Bu noktada ciddi adımlar atmalı ve insanımızın bu tür (ç)alıntı blogları boykot etmesini sağlamalıyız. En azından bizim gibi düşünen insanalrın bu tür bloglara eleştirilerini ulaştırmalıyız…
Bu noktada ben de ciddi bir iddiayla ortaya çıktım ve blogumda hiçbir kopyala/yapıştır metne yer vermemeye karar verdim. Kararımdan dönmedim ve döneceğimi de sanmam. Ayrıca bloguma da beklerim…
http://okanyuksel.bloggum.com
Tüm yorumları okumadım, mutlaka bahsedilmiştir ama ben kendi hesabıma, kendi cümlelerimle aktarmak isterim.
Türkçe içerikte belirli bir konuya odaklanmış weblog’lar hiçbir zaman konu edindikleri meselenin hakkını veremiyorlar; çoğu zaman, sanki bir zorunluluk varmışcasına açılmış ve üzerinden aylar geçmesine rağmen yalnızca herkesin zaten bildiği birkaç konu ve yüzlerce kez değiştirilmiş arayüzüyle internet çöplüğüne dahil oluyorlar.
Bunun öncelikli tek sebebi, diyelim x konuya -en azından onunla ilgili bir weblog açarak- gönül verdiği belli olan kişinin, aslında x konuya hakimiyeti ortalama ilgili bir insandan daha fazla olmaması. Ya da şöyle örnekleyelim: Sosyal ağlardaki etiketleri arasında “fotoğraf” bulunan herkesin, aslında fotoğraf nedir bilmeksizin en az bir Flickr hesabı olması ve bununla da yetinmeyip üzerine fotoğraf ile ilgili bir weblog (yahut “photolog”) açmasına benziyor.
Gerçekten söyleyecek bir şeyiniz var mı – ilk etapta bunu sormak gerekiyor sanırım. Bunun yanıtı “Aslında harbiden söyleyecek hiçbir şeyim yokmuş” bile olsa kişinin kendisini kötü hissetmesi için bir sebep yok; internet’ten faydalanmak ve içinde yer almak yalnızca bir weblog sahibi olmaya endeksli bir şey değil. Weblog’ları yalnızca üreten ya da en azından kendisinde bir şeyler üretmeye dair bir ışık gören insanlar kullansa, bu -tuhaf bir şekilde- pek çok kişinin dahil olduğu “içerik kararsızlığı” ve “weblog depresyonu” adını koyduğum vakalarla karşılaşmayacağız.
Aslında bu hususta söylenebilecek çok şey var ama vakit değerli, o yüzden birkaç öneri ile noktalandırmak istiyorum:
- Kendinize bir konu seçin. Lütfen.
- En nihayetinde “yazı” yazıyor olduğunuzdan, gerçekten yazı yazma kabiliyetine sahip olup olmadığınızı sınayın; bunu en azından kendinize kanıtlayın.
- Tüm insanlığın sizin düşündüklerinizi takip etmek için can attığı sanrısından kurtulun. Alçakgönüllü bir karakteriniz yoksa zaten muhtemelen iletişim konusunda pek başarılı değilsinizdir; çok parlak bir yetenek olmadığınız müddetçe, insanlar yazı yazmanız ya da bir şeyler üretmeniz için sizi paçanızdan çekiştirmezler.
- “Weblog hitabeti yapmacıklığı” adlı, bir weblog’un baştan kaybettiğini belirleyen yegane etkeni, farklı üslupları deneyerek aşmaya çalışın.
- Ortalama bir hızda beş dakikada okunacak bir makale yazdınız diyelim; lütfen yollamadan önce “Acaba ben böyle bir şeyi okuyarak hayatımın beş dakikasını harcar mıydım?” diye bir sorun. Yanıt olumluysa, o beş dakikayı kendi yazdığınız şeyi bir başkasıymış gibi okuyarak geçirin – sonuçta daha fazla yazmak istiyorsanız -belki- doğru yolda olabilirsiniz. Esaslı üretiler ilham vericidir, insanda üretme isteği doğurur.
- Lütfen “blog” lafını lugatınızdan silin, çok ciddiyim. Weblog’un karşılığı motamot ağ-kaydı, uygun karşılığı ağ-günlüğü ise: “Blog” demek “Ggünlük” ya da “Gkayıt” demekten pek farklı değil – yalnızca ses olarak abuk bir şeye denk gelmiyor o kadar. Anadili İngilizce olup, dilin temizliği hususunda hassasiyeti olan kimseler “blog” lafından alabildiğine tiksinmektedirler. (Trivia: Amerikalıların kısaltma çılgınlığı, İngilizler tarafından çoğunlukla küçümsenmektedir)
- Biriktirmeye inanın. Hiçbir kumbaranın bir haftada bütünüyle dolmaması gibi, hiçbir weblog’un içeriği insanlarla dilediğiniz iletişim ve etkileşim kaynağı olabilecek seviyeye ulaşmaz. Siz üretin, elbet birileri ve zamanla kitleler zaten sizi bulacaktır.
- En önemlisi: Yalnızca “internet” değil; ‘gerçek’, matbu şeyler de okuyun. “Baksana az önce şunu gördüm, çok komikmiş” diyerek bir link vermek, “Geçen akşam x adlı romanı okurken şu espriye denk geldim” diyerek bir alıntı yapmak teknik olarak aynı şeyler olsalar da aralarında bir uçurum olduğunu unutmayın.
İyi olun, hoşçakalın. : )
@Ahmet Anonim
Oldukça uzun ve bir o kadarda yapıcı bir yorum yapmışsın. Teşekkür ederim.
Konuya gelecek olursak; ben hala blog diyor olsamda bu kelimeye karşı savunulan tezlerde, kelimenin eyleme uygunluğundan ziyade tam türkçe karşılığı bulunmaya çalışıldı hep. Bu açıdan farklı bir yaklaşımla karşılaştığımı belirtmeliyim.
Sözünü ettiğin önerilerse gerçekten önemli. Bu hususları gözardı ederek yola çıkan blogger (affına sığınıyorum weblogger demediğim için) arkadaşlarımızın bazılarının amacıysa besbelli ki bir miktar gelir elde edebilmek. Hatta belki iyi bir gelirle ev geçindirmeyi dahi düşünenler olmuştur. Hem gelir elde etmek hemde iyi bir blog yazmak amacını güdenleri tenzih ederim. Bu benimde düşündüğüm birşey zaten.
Önceki yazı ve yorumlarımda da belirttiğim gibi umarım ki daha iyiye doğru gideriz. Bunu pek çok kişi dile getirirse eminim ki ciddiye alanların sayısı daha fazla olacaktır ve genel anlamda blog veya normal sitelerin kalite çıtası yükselecektir.
Sevgiler…
cok guzel emeğiniz için tşkler
Güzel Bir Yazı Olmuş Teşekkürler