Positive

The Blind Side – 2009

Posted by: Positive on: 25 Mart, 2010

Sandra Bullock‘u, son 2-3 filminde iyi bir oyuncu olarak göremedik. The Proposal‘da yine fena değildi ama All About Steve‘deki rolü ondan daha kötüydü. Film olarak da zaten bunlar çok kayda değer filmler değil. Bildiğin romantik komedi türü yüzeysel filmler. O yüzden haklarında detaylı bir blog yazmayı düşünmüyorum. Ancak bu yazıma da başlık olan The Blind Side filminde Sandra biraz daha iyi bir iş çıkartıyor. Romantik komedi kabuğundan dışarı çıkmasını sağlayan bir vesile.  Tabi koca filmi tek başına götürdüğünü ima etmiyorum. Michael Oher’i oynayan iri kıyım Quinton Aaron da, filmin benden iyi bir not almasına önemli katkı sağlıyor.

Aslında tam olarak acınası bir karakterle karşılaşıyorsunuz başlangıçta. Varoştan çıktığı, acılı bir çocuk olduğu her halinden belli. Ve bugün belki de zenci insanların (zenci kelimesini tanım olarak kullanıyorum, lütfen başka taraflara çekmeyiniz) çoğunun asi olmasının ardında yattığına inandığım sebep olan ezilmişlik, itilmişlik duygularına rağmen bu çocukta asilikten hiç eser yoktu. Aksine oldukça içine kapanık, sessiz ve zararsızdı. Kelpetenle laf almak deyimi tam da bu durumda söylenebilir.

Filmin başında bir adam ve çocukla birlikte arabayla okula giderken görüyoruz Michael’ı. Adam içeri girip spor hocasıyla çocukları okula kabul ettirebilmek için konuşurken, Michael ve çocuk dışarda basketbol oynuyorlar kendilerince. Spor hocası bir ara camdan dışarı bakıp Michael’i gördüğünde oldukça şaşırıyor. Çünkü yaşına rağmen çok iri bir cüssesi var. Yukarda da bahsettiğim gibi cüssesinin tam aksine naif bir kişilik sahibi tabii ki. Neyse ki Michael, kötü notlarına rağmen spor hocasının yönetime yaptığı baskıyla okula kabul ediliyor. Sınıfta dışlanmak, aşağılanmak gibi klişeleri görmüyoruz bu filmde. Okuldaki durumu hakkında öğrendiğimiz en önemli şey, bilgilerini yazılı olarak ifade etmekte sorun yaşaması. Bu yüzden yazılı sınavlarda hiç iyi not alamıyor. Ancak bu konu da, bir öğretmenin daha farklı bir yaklaşım sergileyerek ona birkaç şans tanıması ve sözlü olarak denemesi sonucu çözüme kavuşuyor. Yani aslında öğretilenleri çok iyi anladığını ama sözlü olarak ifade etmekte daha başarılı olduğunu anlıyoruz.

Tüm bu olaylar olurken, bahsetmediğim daha önemli bir şey var. Aynı okulda okuyan çocuğunu almak için gelen bir kadının dikkatini çeker Michael. Başka bir gün yine okul dönüşü Michael’ı kaldırımda yağmur altında yürürken görür ve sorduğu sorulara tatmin edici cevaplar alamayınca, kendi arabasına binmeye ikna eder. O akşam ilk defa evlerinde bir yabancı çocuk ağırlarlar. Yatak odasında kocasıyla endişelerini konuşur, hırsızlık ihtimalini de dile getirir ama aslında bambaşka bir manzarayla karşılaşır sabah uyandığında. Sonuç olarak, beyaz zengin bir aile, zenci koca bir çocuğu (halkın deyimiyle) bağrına basmıştır. Yukardaki paragrafta bahsettiğim adam, çocuk olayı kafanızı karıştırmış olabilir. O aslında Michael’ı yardım olsun diye yanına alan tek çocuklu zenci bir adam oluyor.

Gelelim Michael’in asıl başarılı olduğu konuya. Cüssesinin iriliği nedeniyle, Amerikan futbolu oynaması için daha fazla yönlendirip özel olarak eğitiyorlar okulda. Çünkü sahip olduğu güç ile yapabileceği en iyi iş buydu. Biraz da eli yatkındı. Tek sorun meseleyi tam olarak kavrayamaması ve rakibine karşılık verirken hiç incitmemeye çalışması. Bu durum, oyunda rakibi engelleyen kişi olması gerekliliğini zora sokuyor fakat üvey annesi bu sorunu bir çırpıda çözüyor. Takım arkadaşlarının aile mensupları olduğunu, önemli oyuncuların da ailesindeki annesi, babası, kardeşi gibi kişiler olduğunu ifade ediyor. “Tıpkı aileni korur gibi bu oyuncuları korumalısın” diyerek Michael’in oyunda yapması gerekenleri anlamasını sağlıyor.

Filmin sonunda tüm yaşananların gerçek olduğunu anlıyoruz. Şu an hala yaşıyor bu insanlar. Açıkçası biraz duygulandıran bir durum. Zenci – beyaz çatışmalarının en şiddetlilerine ev sahipliği yapan bir ülkede böyle insanların da yetişmiş olduğunu görmek güzel. Ve oyunculuklara gelirsek, küçük üvey kardeş rolündeki Jae Head afacanlığı iyi oynamış. Sandra Bullock zaten bu filmdeki rolü sayesinde en iyi kadın oyuncu Oscar ödülünü kapmış durumda. Ödül alacak kadar değilse bile iyi oynadığını kabul etmek gerek. Yazının başında bahsettiğim gibi Quinton Aaron zaten fazlasıyla rolünün hakkını vermiş. Ülkemizde vizyona girmeyecek olan bu filmi bir yerlerden bulup izleyin derim. Zevk alacağınız kesin.

Imdb’de: The Blind Side
Beyazperde’de: The Blind Side

Puanlama:
Oyunculuk: 7/10
Çekim/Kurgu: 7/10
Konu: 8/10
Genel: 8/10

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.