Posted by: Positive on: 6 Mayıs, 2010
Aslında uzun ve ciddi bir blog yazısı yazacak kadar çok uzun süredir icra etmiyorum freelance çalışma biçimini. Ama şu ana kadar ki yaşadıklarımdan edindiğim tecrübeyi özetlemek istiyorum. Gün gelir dönüp okurum ve kim bilir hangi noktadayken, “hangi yollardan geçmişim” diye kendi kendime dalarım uzaklara.

Öncelikle hala pek çok kişiye yabancı gelen freelance ne demektir bunu tanımlayalım. Tam kelime anlamı serbest çalışmak demektir. Bir firmaya bağlı olmaksızın, evinizde, otelinizde, karavanınızda, tatil köyünüzde kısacası nerede isterseniz mesleğinizi icra edebilirsiniz. Maaşınız yoktur. Özel olarak müşteriye gitmek söz konusu olmadığı sürece yol masrafınız da yoktur. Sigortalı olup olmama tercihi tamamen size bağlıdır. Müşterilerinize vereceğiniz fiyatı siz belirlersiniz. Firmadan ziyade isim olarak marka olursunuz. Eğer iyi işler çıkarıyorsanız, bir süre sonra sektörde çok bilinen ve çok iş alanlardan biri olmanız kaçınılmazdır. Ayrıca “homeoffice” diye bir kavram daha var ancak bu, freelanceten farklı olarak herhangi bir firmaya bağlı olanların evde çalışabilenlerine de deniyor. Mesela, işi şirketin mail trafiğini denetlemek ve yazışmaları yapmak olan personeli evinde çalıştırmak, firma için de ekonomik katkı demektir. Çalışanın da işine gelir zira yol derdi olmaz ve evde tüm rahatlığıyla işini görebilir. Sanırım bu paragraf yeterince açıklayıcı olmuştur.

İşin özünün farkına varmak için seneler vermek gerekmiyor. Kısa ve net: Çalıştığınız sektörde çevre şart. Çevreniz olmadığı sürece, düzenli iş akışı olmadığı sürece freelance (bu kelimeyi türkçeleştirip “serbest” olarak yazmak istiyorum) çalışarak hayatınızı idame ettirmek çok zor. Şansımıza iş çıkar belki diyerek bu yola girmek, serbest çalışmaya karar vermek hem hayalcilik olur hem de beklentilerinizin tümü boşa çıkabilir. Her şeye rağmen bu yola girmeye kararlıysanız, kendinizi iyi tartıp ölçmeniz gerekiyor. Serbest çalışmak, kişinin istediği saatte uyanıp istediği saate kadar çalışması ve tüm bunları yaparken başına gelip giden, denetleyen bir müdürü olmaması anlamına gelmez. Bir firma kadar sorumluluk sahibi olmak zorundasınız. Maddelerle biraz daha detaylandırıp önemli noktaları özetlemek istiyorum:
1- Çalışma düzeninizi oturtmanız gerekiyor. Nasıl başlarsanız, nasıl alışırsanız öyle gider. İster geç kalkıp geç saatlere kadar çalışın, ister bir firmada çalışır gibi sabah 9 akşam 6 şeklinde çalışın. Ama bir düzen kurmaya çalışın. Aralıksız çalışmak da, (mecburiyet olmadığı sürece) kimsenin önermeyeceği bir şeydir. Böyle bir durumda kafayı veya bedeni yoğun bir çalışmaya maruz bırakmak erken yorulmaya neden olur. Verim düşer ve normalde hiç yapmayacağınız hataları yaptığınızın farkına bile varamayabilirsiniz.
2- İşinizi teslim edeceğiniz zamanı sizden iyi kimse bilemez. Öyleyse superman edasında, sırf işi kaçırmamak için kısa vadeli süreler verip rezil olmamanız gerektiği gibi, uzun bir zaman aralığı verip müşteriyi kendinizden soğutmanın da anlamı yok. İşinizin yapılabilmesi için gerekli olan süre neyse onu vaat etmelisiniz ve işinizi o süre sonunda teslim etmelisiniz. Müşterilerinize verdiğiniz söz, senet değil çektir, ipotektir. Bana göre, sarsılmaması gereken yegane güven unsuru sözünü tutmaktır.
3- Tek başınıza olduğunuza göre, hem patron hem personel hem müşteri temsilcisi hem çaycı hem de sekretersinizdir. İşin her aşamasından kendiniz sorumlusunuz ve tüm bu aşamaların gerekliliklerini yerine getirmelisiniz. Müşteriyle bir kez görüşüp işi bağlamak yetmez. Devamını getirmek, işi bağlamaktan daha önemlidir. Müşteri memnuniyeti denilen olgu bu noktada devreye girer. İşin giriş, gelişme ve sonucundan müşteriyi haberdar etmek, müşterinize kendisini ve işinizi önemsediğinizi hissettirir.
4- “İş bitti, paramı da aldım hadi eyvallah.” Hayır, iş bitti diye irtibat kesilmemeli. Görüşmeler devam etmeli ve işle ilgili bir sorun olup olmadığı ara sıra denetlenmelidir. Memnun ettiğiniz her müşteri yeni müşteri veya müşteriler demektir. Eğer iş süreci iyi geçtiyse, mutlaka birilerine önerilirsiniz ve yeni işlerin kapısı kendiliğinden aralanmış olur. Görüldüğü gibi, zaten yapmanız gereken dürüstlük ve titiz çalışmak gibi basit eylemlerin hayata geçirilmesi, kendiliğinden gelecek yeni iş fırsatlarına gebe oluyor.
5- Fiyat vermek, en çok çıkmaza düşülen konudur. Bu durum genelde kişiden kişiye değişse de her işin ortalama bir piyasa fiyatı vardır. Yaptığınız işin değerini bilmiyorsanız, bir firmada aynı işin kaça yapıldığını öğrenmelisiniz. İster arkadaşlarınızdan, ister internette sektörle ilgili sitelerden araştırma yaparak kabaca bilgi sahibi olabilirsiniz. Firmalarla aynı fiyatı vermeniz halinde tercih edilmeniz zor ancak zamanla kalitenizi oturtup aranan kişi olmayı başarırsanız firmalardan daha yüksek fiyat bile verebilirsiniz.
Serbest çalışma imkanı olan sektörlerin sayısı çok değil. Tercümanlık, editörlük, grafik tasarım, web tasarım, 3D & video tasarım gibi sektörler başı çekiyor. Bunlar dışında aklıma gelmeyen popüler iş dalları da olabilir.
Genel hatlarıyla serbest çalışma sürecini özetlemeye çalıştım. Böylece yeni serbest girişimcilere “kulağına küpe olsun” diyebileceğimiz kısa bir yazı sunmuş olalım. Daha deneyimli bir hale gelirsem, daha detaylı maddelendirerek yeniden yazabilirim bu konuyu.
Peki benim başımdan neler geçti? Serbest çalışmaya başlayalı 3-4 ay oldu ve açıkçası dört dörtlük bir iş düzenim olduğunu söylemek için henüz çok erken. Şimdilik tanıdıklarımdan gelen web site taleplerini hayata geçirmekle meşgulüm. Ayrıca son ayrıldığım ajanstan gelen XHTML+CSS dediğimiz web site arayüz kodlama işlerini alıyorum. Bunların dışında boş vaktim oldukça arayüz tasarımları yaparak kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Yaptığım bu tasarımları deviantart sayfama yüklüyorum. Ki hem bir galerim oluşmuş oluyor hem de gören ziyaretçilerden gelebilecek iş tekliflerine yol açmaya çalışıyorum. Bunun için beğenilme oranı yüksek, estetik ve kullanışlı tasarımlar yapmak önem arzediyor. Zaman ne gösterecek göreceğiz.
İş hayatınızda başarılar diliyorum.
Kim Ne Dedi?